Eski Yunan'da, yarı insan, yarı at bilge bir yaratık olan Şiron yaşardı. İnsanın içgüdüsel ve rasyonel yönlerini temsil eden diğer efsanevi varlıkların aksine Şiron, sözün ve bilgeliğin gücüyle tanınır, şifa sanatında ustalaşmış bir rehber olarak bilinirdi.
Onun bir şifacıya dönüşümünün hikayesi
şu şekilde anlatılır:
Bir gün, Herkül ile birlikteyken beklenmedik bir kargaşa patlak
verdi. Herkül, şarhoşluğun etkisiyle elindeki zehirli oklardan birini
kontrolsüzce savurdu. Ok, dostu Şiron'a saplandı. Şiron ölümsüzdü; ancak ok
kapanmayan yaralar ve ara ara nükseden ve dinmeyen bir acı bıraktı geride.
Derdiyle baş başa kalan Şiron, yeryüzünün derinliklerine
çekildi. Yaralarını iyileştirmek için ormanların derinliklerinde, dağların
yamaçlarında ve kendi içinde otlar, iksirler ve bilgelik arayışına girişti. Tüm
çabalarına rağmen yaralarına bir çare bulamasa da bu süreçte başkalarının
acılarına daha duyarlı hale geldi. Kendi yara ve acıları onu başkalarının acılarını
anlamaya yaklaştıran bir kapıya dönüştü.
Yolculuğu boyunca pek çok insanla karşılaştı: Umudunu
yitirenlerle, kaybın yükünü taşıyanlarla, kendi karanlığında kaybolanlarla...
Onları dinledi, yaralarına dokundu.
Şiron git gide başkalarının acılarını hafifletmekte daha da
ustalaştı. İyi gelmenin, her zaman iyileştirmek olmadığını; bazen sadece
insanların yanında durmanın, onları dinlemenin, kabullenmenin ve önem vermenin de bir sağaltım ve yardım etme biçimi olduğunu fark
etti.
Zamanla, şifacılığında eşsiz bir konuma yükseldi. Ancak kendi
acısı hala oradaydı. Sonunda tanrılara seslendi: "Beni ölümlü yapın, bu
sonsuz acıdan kurtulayım." Tanrılar, bu dileği kabul etti. Şiron, bu
dinmeyen acıdan kurtulmak için ölümsüzlüğünü bıraktı. Zeus, fedakarlığını
onurlandırmak için Şiron'u gökyüzünde bir takımyıldızına yerleştirdi.
Derler ki, bu yıldız Satürn ile Uranüs yörüngeleri arasında
dolaşır ve bir geçiş kapısı olarak anlamlandırılır. Şiron'un sembolü de bu
nedenle bir anahtardır:
Bu anahtar,
iyileşmenin kapısını açabileceği gibi, insanları kendi acısına hapsetme gücünü
de taşır. Bir sırrı koruyabileceği gibi, onu açığa çıkarmaya da yarayabilir.
İşte, bu yüzden Şiron'un hikayesi sadece bir mit olarak kalmaz. Her insanın kendi yaralarıyla nasıl bir ilişki kurduğuna dair bir hatırlatmadır. Anahtar her zaman elimizdedir. Onu hangi kapıyı açmak için kullanacağımız, biraz da bizim bilinç düzeyimize bağlıdır.
Kaynak: Anonim
Klinik Psk. Dr. Mustafa GÜRSOY
gursooy@gmail.com
