Psikolojik iyilik ve farkındalık üzerine düşüncelerimi ifade ettiğim kişisel blog yazılarım.
24 Haziran 2016 Cuma
23 Haziran 2016 Perşembe
Öfke için işe yarar bir teknik EFT

21 Haziran 2016 Salı
Başarısızlık Korkusundaki Paradoks
Psikoloji - Fizyoloji Bağlantısı

Sıkıntı hissi, karın bölgesindeki kas gerginliğinin oluşturduğu basınçtan dolayı, insanı sanki patlayacakmış gibi, göğüs kafesi çevresinde gerilen kasların oluşturduğu basınçtan dolayı bunaltı ve daralma, başta omuz kasları olmak üzere bedendeki bütün kaslardaki kasılmalardan dolayı gerginlik, huzursuzluk şeklinde yaşanır. Sıkıntının şiddetini ise kaslardaki gerginlik düzeyi belirler.
Bu tehdit algısının devam ediyor olmasından olabilir. Basitçe korku devam ediyordur. Sıkıntı bazen bir içerde bir çatışmanın devam ediyor olmasının işareti olarak yorumlanabilir. Bu çatışma korkan taraf ile adım atmak isteyen taraf arasında yaşanıyor olabilir. Bir kabulsüzlüğün sonucu olabilir. Kabul edilmeyen şey kendi olabilir, yaptığı iş olabilir vs. Harekete geç işareti olabilir. Bir tehdit algılıyorum ve sen gerekeni yapmıyorsun diyen bir parçamızın ürettiği bir his (bedensel duyum) olabilir. Her ne ise bunun bir çok nedeni olabilir. Bunun ortaya çıkarılması psikoterapinin işi. Eğer bir korku var ise bu ortaya çıkartılıp tehdit bertaraf edilmedikçe kişi kendini güvende hissetmez ve sıkıntı yani bedenin tepki vermesi devam eder.
Yanı sıra hani bir insan korktuğunda bunu karnında hisseder sanki orası boşalmış gibi. Çünkü iç organlar ve karın gerçekten boşalır. Buradaki kan ihtiyaç olan beden bölgelerine gider. Çünkü savaşırken veya tehditten kaçarken en fazla ihtiyaç duyulacak organlar kollar ve bacaklardır. Tehlike ancak kollar ve bacaklarla savuşturulabilir. Bütün bu dizayn insanı korumak üzere kurulmuş. Hayatta kalmak üzere tasarlanmış. Örneğin hayati kısımlardan yara alındığında bu kısımda daha az kan olduğundan kan kaybı önlenmiş oluyor böylece.
Psk. Dr. Mustafa Gürsoy
En Yüksek Potansiyelinde Öğrenme
Sınavlara hazırlanırken öğrenme potansiyellerini nasıl artırabileceklerini merak edenler, kaygı nedeni ile gerçek potansiyellerini ortaya koyamayanlar için bir telkin metni hazırladım. İhtiyaç duyanlara keyifli okumalar.
Birçok öğrenci sınavlar yaklaşırken riskleri abartarak, sonuçları felaketleştirerek ve başa çıkma kapasitesini olduğundan küçük görerek endişe hissedebilir. Belirsizlik arttıkça kaygı düzeyi de artar.
Korku nesnelerinden kaçış mümkün iken kaygılarımızda kaçamadığımız bir tehlikeye karşı pek de işe yaramayan kaçınma davranışları içine gireriz. Zihnimizin pek de kontrolümüzde olmayan bir kısmı sürekli duygu üretir, bedenimiz de buna tepki verir bizi kaç, savaş veya don seçenekleri içeren davranışlara zorlar.
Sınav zamanı yaklaştıkça, "bu kadar bilgi ile başa çıkmak çok zor", "zaman kısa", "öğrenmem gereken konular çok karmaşık" vs. gibi düşünceler kaygı üretebilir. Evet, bazen içinde bulunulan süreç normalin dışında bir çaba, kendini biraz zorlama, rutine sabır gerektirebilir.
Ama çoğu kez, zorluğu oluşturan şey öğrenilmesi gereken malzemenin miktarı veya karmaşıklığından çok doğal öğrenme sürecine, aşamalarına ve zamanına uymayan öğrenme beklentileridir.
Evet insan sınırları için doğal olmayan her şey gerçekten de zordur…
Şimdi bir yabancı dili altı ayda öğrenme gibi bir hedefi olan için bu süreç zor olacaktır. Ama ortalama bir zekaya sahip dünyanın herhangi bir yerindeki sıradan bir bebek için dil öğrenmek hiçbir zaman zor olmayacaktır. Çünkü onların altı ayda annemin dilini öğrenmem gerekiyor şeklinde kendilerinden bir beklentileri yoktur.
Öyleyse asıl zorluğu oluşturan şey birim zamana düşen öğrenme materyalini kısa bir zamana sıkıştırmaya çalışmaktır. Her gün öğrenilecek materyal gerçekçi hedeflere dönüştüğünde ortada başarısızlık gibi bir tehdit de kalmayacaktır.
Tehdit kalmadığında gerçekten öğrenirsin.
Öğrenilen bir şeyi hatırlamanın sırrı ise çoğu kez baskıdan uzak, rahat ve sakin olmaktır.
Hâlbuki kendimizi zorladıkça öğrenmek de öğrendiğimizi hatırlamak da güç bir iş olur…
Öyleyse niçin biraz da rahat olmayı denemeyesin ki!
Biraz da olduğu kadar diyebilmeyi!
Öğrenirken çıtayı kendi doğal hızının çok üstünde tutmazsan daha kolay öğrenecektir zihnin... Çünkü kapasiten ve zorluk dengede olacaktır...
Kendini deneyime kaptırıp akışta olduğun zamanları hatırla.
Öğrenirken kapasitene saygı duy... Bir fili bile yemeyi hedefleyebilirsin ancak bir filin ancak lokma lokma yenilebileceğini hatırla.
Evet sınırları olan bir insan olduğunu unutup daha fazlasını öğrenmek için kendini sıkıştırdıkça sadece sürecini zorlaştırırsın. Üstelik bunca baskı sonucu da değiştirmeyecektir. Dilersen deneyimlerine bak. kendine baskı yaptığında muhtemelen öğrenmeye ayırman gereken enerjinin bir kısmı kaygılı zihnini yatıştırmaya ve bedenindeki rahatsız edici baskı ile başa çıkmaya gidiyor.
Öyle olmuyor mu?
Bu gücümüzü bölen bir şey değil mi?
Hâlbuki her insanın bir öğrenme stili ve kapasitesi var.
Şimdiye kadar öğrendiğin birçok şeyi hatırla.
Öyleyse niçin keyif alarak öğrenmeyesin!
Kendi doğal hızında, nefes alır gibi ritmik, tekrarlarla…
Öyleyse niçin kendi yolunla öğrenmeyesin!
Sorarak, okuyarak, izleyerek, dinleyerek, çözerek, ayrıntıyı ve bütünü kavrayarak, anlayarak ve yine tekrar ederek…
Öyleyse niçin herkesin öğrendiği yol ile öğrenmeyesin!
Çalışarak, ara vererek ve tekrar çalışarak ve o güne bir paydos saati koyarak...
Çalıştığında dikkatini bütünüyle yaptığın şeye vererek, dinlendiğinde kesinlikle paydosun keyfini çıkararak ve sonra yine tekrar ederek…
Biliyorsun öğrendiğin her şey hafızanda kalmayacak ama tekrar ettiklerin pekişecek...
Şimdi merak ediyorum… Her öğrenme işleminden önce sadece derin bir nefes alarak ne kadar odaklanabilirsin öğrendiğin şeye...
Sonra öğrenmeye devam ettikçe... ne kadar sürdürebilirsin dikkatini... kendini bile unutarak...
Kendiliğinden doğal ve ritmik nefesler alıp verirken...
Biliyorsun dikkatini sürdürdükçe öğrenirsin…
Belki bilinçli bir çabayla başlarsın çalışmaya... bilinçli farkındalıkla... Ama sonra zihninin otomatik tarafına devredersin bu işlemi... Bu tarafın zahmetsizce yönetir tüm süreci. O yapması gereken şeyi çok iyi bilen parçana...
Ve böylece farkında bile olmadan da öğrenirsin…
Bazen bu oluyor değil mi?
Bir bakarız sadece gelmemiz gereken yere gelmişizdir... Bir otobüs yolculuğunda ya da uzun bir yolda araba sürerken olduğu gibi...
Öğrenme işlemi bilinçli olan ve olmayan tüm zihnimizin birlikte yaptığı bir iştir...
Ve bir de şunu her zaman hatırla:
Öğrenirken iki şeyi ayarlaman gerekiyor... rahatlık düzeyini ve odaklanma düzeyini...
Çünkü öğrenmek odaklanmayı ve bu halin sürdürülmesini gerektiriyor… konfor alanımızdan çıkmayı… Hâlbuki öte yandan dikkatimizi sürdürebilmemiz rahat hissetmemize bağlı. Burada bir çelişki var gibi görülüyor değil mi?
Bunu anlamamız gerekiyor.
İstenilen rahat ve odaklanmış bir zihin durumunda kalabilmek… İkisi birlikte… bu kendimizi tamamen salıvermeden rahat olmak demek… duygusal rahatlık hali bu… Korkudan, kaygıdan, zaman baskısından arınmışlık hali… Yaptığımız işe kendimizi tamamen verip o anın içinde kaybolma hali... İşte rahat ve odaklanmış zihin durumu bu oluyor…
Bazen zihnimizi gerçekten dingin, berrak ve öğrenmeye hazır hissederiz…
Böyle bir anda sakin, rahat ve odaklanmış bir zihin durumundayızdır…
Her şey dengededir…
Her şey yerli yerinde…
Her şey olması gerektiği gibi tam…
Nefesler kendiliğinden akar... derin ve rahat... Duygularımız ayarında ve dozunda.
Kapasitene güvenin seni motive eder.
Beden uykusunu almış, açlık ve susuzluk dürtülerinden uzak, yenilenmiş ve öğrenmeye hazırdır…
Evet, sen rahat bir beden ve odaklanmış bir zihin halindesindir... Artık sonrası akıştır...
Klinik Psikolog Dr. Mustafa Gürsoy
-
Hepimiz geçmişte birçok şey öğrendik. Bu gün farkında bile olmadığımız birçok inançlar edindik. Yaşadıklarımız, deneyimlerimiz bu öğrendi...

