3 Eylül 2019 Salı

Başarılı olmamı isteyen anneme mektup



Sevgili Anneciğim / Babacığım,

Siz de biliyorsunuz ki, benim "başarılı bir insan" olmamı istiyorsunuz. 

Bu mektubu, artık benim "başarılı bir insan olmamı" beklemekten vazgeçmeniz için yazıyorum. Çünkü başarılı olsam da olmasam da, dünyaya gelen her çocuk gibi benim de olduğum gibi kabul edilmeye, sevilmeye, takdir edilmeye ve onaylanmaya ihtiyacım var.

Her ne kadar niyetiniz iyi olsa da, "başarılı bir insan olmam" beklentinizin aşırılığı, benim bu ihtiyaçlarımı ve haklarımı fark etmenizi engelliyor ve bunun olumsuz sonuçları oluyor. Belki daha önce bunları size söyleyemedim ama şimdi söylemek istiyorum.

Siz yaptıklarımı beğenmeyip, benden en iyisini bekleyerek eleştirdikçe, ben de kendimi eleştirmeyi, yargılamayı ve suçlamayı öğreniyorum. Bu, bana sanki bende yanlış bir şeyler varmış gibi hissettiriyor.

Siz standartlarınızı yüksek tutarak yaptığım hiçbir şeyin yeterli olmadığını bana hissettirdikçe, ben de kendimi yetersiz bulmayı öğreniyorum. En temel ihtiyaçlarımdan olan onaylanmak ve takdir edilmek bu kadar zorlaşınca, ben de kendimi çok zor onaylayacak ve çok zor takdir edeceğim. Bu onayı alabilmek için standartlarımı çok yükseltmem ve mutlaka ortalamanın çok üstünde başarılı olmam gerektiğini düşüneceğim. Böyle şartlara bağlı kabul içinde geçen bir yaşamın nasıl zorlu olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Anneciğim/Babacığım, sizin benim olumlu yönlerimi göz ardı edip sürekli olumsuzluklarıma odaklanmanız, bana da kendimde olumsuzluklara bakmayı öğretiyor. Bu bakışla ben de tüm yaşamım boyunca olumsuzluklara odaklanacak, riskleri abartacak, sonuçları felaketleştirecek, kapasitemi olduğundan küçük göreceğim. Sonuçlarda garanti arayacak, belirsizliklere katlanamayacak, tam kontrolümde olmayan durumlara karşı toleransım düşük olacak. Çünkü kendime ve başa çıkabilme kapasiteme güvenemeyeceğim. Çünkü başarısızlığın da başarı kadar normal bir şey olduğundan haberim olmayacak. Bu yüzden en küçük bir aksaklık paniklememe yol açacak. En ufak bir olumsuzluğa sanki bir felaketle karşılaşmışım gibi tepki göstereceğim.

Anneciğim/Babacığım, siz hata yaptığımda beni eleştirdikçe, kusur buldukça, bana kızdıkça, ben de aynı şekilde kendime davranmam gerektiğini öğreniyorum. Yaşamımın ilerleyen dönemlerinde, sizin bana yaptığınız gibi kendimi affedemeyecek, kendime karşı anlayışlı olamayacağım.

Tüm bunların yanı sıra, beni en çok etkileyen şey ne biliyor musunuz anneciğim? Utandırılmak. Başarılı olamadığım için utandırılmak. Beklediğiniz gibi yapamadığım için utandırılmak. İşte bu duygu tüm yaşamımı kontrol edecek. Bu utanç hiçbir zaman peşimi bırakmayacak. Ortada utanılacak bir şey yokken bile çok utanacağım. Çünkü sesiniz hep benimle birlikte kalacak. Ve yaşamım boyunca sizin beni utandırdığınız gibi kendimi utandırmaya devam edeceğim. Yaşamım boyunca bu yersiz duygudan kaçacağım. Tekrar bu utancı yaşamamak için başarısızlık riski gördüğüm her durumdan kaçacağım. Bu sahte utançtan kaçabilmek için birçok işlevselliğimi bozan, ilişkilerimi bozan problem davranışlar geliştireceğim.

Anneciğim/Babacığım, şu anda mektubumu sonlandırıyorum. Keşke bu kadar öngörülü olabilseydim. Ama gerçek yaşamda belki yıllarca bu yaşadıklarımı anlamlandıramayacağım. Belki yıllarca, bu yaşadıklarımın zihnime dışarıdan birilerinin yerleştirdiği sahte korkular değil de benim kendi gerçekliğim olduğunu düşüneceğim. Şanslıysam, belki bir gün bunları bir terapi odasında fark edeceğim. Şu anda ben bu mektupta yazdıklarımı düşünemiyor ve fark edemiyor olsam da, siz fark ediyorsunuz. Belki de yazılanlardan çok daha fazlasını fark ediyorsunuz.

Sevgili çocuğun.

Bu mektubu çocuğunuzun kaleme almasına yardımcı olan

Klinik Psikolog Dr. Mustafa Gürsoy

gursooy@gmail.com 



10 Nisan 2019 Çarşamba

Araştırmama Katılımcı Olma Daveti


Merhaba, 

İstanbul Arel Üniversitesi Klinik Psikoloji programında yürüttüğüm doktora tezimde kaygı 'ya yönelik bir araştırma yapmaktayım. Paylaştığım linkteki ölçekleri doldurarak araştırmama katılımınızdan memnuniyet duyacağım. 


  Araştırmanın Başlığı 

Klinik Olan ve Klinik Olmayan Yetişkin Örneklemlerinde 

Ebeveynlik Biçimi Alanları ve Kaygı İlişkisinde 

Erken Dönem Uyumsuz Şema Alanlarının Aracılık Rolleri  


Bu Araştırmanın Önemi? 
Bu araştırmanın sonuçlarının, hem şema kuramına, hem bilimsel literatüre, hem klinik pratiğe ve dolayısı ile hasta popülasyonuna yeni katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.  
    Ölçeklerin doldurulması hızınıza bağlı olarak 30-40 dakika arası zaman alabiliyor.
    Ölçekler doldurulmaya başlandıktan sonra tamamlanmadan siteden çıkılırsa girilen bilgiler kaybolmaktadır. Kaybolmaması için başladıktan sonra bitirilerek gönder butonuna basılmalıdır. Bu nedenle ölçekleri vaktinizin olduğu bir zaman diliminde doldurmayana başlamanız daha uygun olacaktır.
    Bu araştırmaya katılarak bilimsel bir çalışmaya destek oluyorsunuz.

    Katkılarınız için teşekkür ederim.

    Araştırmaya Katılmak İçin Tıklayınız.



20 Ocak 2019 Pazar

Tez Yazmanın Önündeki Engeller

Yazmak benim için adeta terapötik bir aktivite. Ama söz konusu yazı tez veya makale olduğunda bazen tutukluk yaşayabiliyor insan. Bu yazıda bir ara yaşadığım böylesi bir engel için işe yarayabilecek çözümleri sizlerle paylaşmak istedim.


25 Ekim 2018 Perşembe

Endişe











Endişeler Üzerine Bir Çalışma

Şimdi kısa bir rahatlama çalışması yapacağız ve ardından asıl çalışmamıza geçeceğiz.

Bulunduğun yerde bir süreliğine hiçbir şey yapmadan sadece nefesine odaklan… Bırak düşünceler zihninden akıp geçsin. Eğer herhangi bir düşünceye takılırsan, sadece yeniden nefesine dön. Nefesini izle: burnundan giren havanın serinliğini, ciğerlerinin havayla doluşunu ve çıkan havanın ılıklığını fark et. Kendini nefesinin doğal akışını izlemeye bırak; nefeslerin yumuşasın, bedenin sakinleşsin. Hazır hissettiğinde çalışmamıza başlayabiliriz.

Hayatta öngöremediğim, yeni veya belirsiz gelişmeler yaşandığında endişemin tetiklendiğini biliyorum. Ancak artık bu endişeli yanımı anlamayı ve bu durumları bilinçli bir şekilde, daha gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirmeyi seçiyorum.

26 Eylül 2018 Çarşamba

Otomatik Davranış Kalıpları

Hepimiz geçmişte birçok şey öğrendik. Bu gün farkında bile olmadığımız birçok inançlar edindik. Yaşadıklarımız, deneyimlerimiz bu öğrendiklerimizi pekiştirdi. Sonunda zihnimizin bilinçli farkındalığımızın dışında olan bir kısmı benzer olaylarda nasıl hareket etmemiz gerektiğine ilişkin otomatik davranış kalıpları geliştirdi. Bunlar o zamanlar için doğruydu. İşe yarayan şeylerdi. Geçerliydi. Bizde aldık bu inancı genelleştirdik. Çünkü insan zihni böyle çalışır. Öğrenmek böyle bir şeydir. Zihin bir sonuç çıkarttığında bunu bütün benzer durumlar için genelleştirir.

Örneğin endişe etmek bunlardan biriydi. Çünkü tedbir almak iyi bir şeydi. Kötü bir sonuç ile yüzleşmemek için tetikte olmak, olası kötü sonuçları baştan düşünmek ve bunlara çözüm bulmak işe yarar bir yol ve yöntemdi. Bunu denedik sonuçlar iyiydi. Bizde endişeli olmayı, kötümserliği, olası en kötü ihtimale odaklanmayı öğrendik. Hem de öyle bir öğrendik ki artık bu öyle kolayca değiştirilebilecek, göz ardı edilebilecek bir şey değildi. Bir tehlike algılıyorsak abartılı bir şekilde buna odaklanmalı ve zihnimizde olası senaryoları hemen oynatmaya başlamalıydık. Zaten endişe, zihnin, hayal kuran parçasının beklenilen tehlike ile başa çıkma alternatiflerinin hayalde senaryolanmasıdır. Tekrar be tekrar. Ta ki tehlikenin savuşturulabildiği bir çözüm bulana kadar.

Algıladığımız tehlike ne olursa olsun, bu otomatik tepkiler bizim yararımızaydı. Bunun yararımıza olduğunu kabul etmiştik. Sonuçta bu başa çıkma yöntemleri farkında bile olmadığımız otomatik olarak sergilenen, kontrol edilemeyen davranışlar sergilememize neden olmaya başladı.

Her insan öğrenme potansiyeline sahiptir. Bizler öyle canlılarız. İşimize yarayan bir öğrenme, bir davranış, bir savunma sistemi tekrarlanarak bizi kolayca şartlar. Zihnimizin otomatik çalışan kısımları bu şekilde eğitilmiş olur. Bilinçdışımız her şeyi otomatiğe almayı sever. Bu onun çalışma yöntemidir. Nefes alıp vermemizi, kalp atışımızı, sindirim faaliyetlerimizi, kan dolaşımımızı, reflekslerimizi, terlememizi, uykumuzu vs. daha birçok fonksiyonumuzu otomatik bir şekilde kontrol eder, yönetir. Böylece bize fazla iş yükü düşmez. Böylece biz her seferinde, hangi durumda ne yapmamız gerektiğini fazlaca düşünmeden problemlerimiz çözülür.

Bunu da duygularımızı aracılığı ile yapar. Korkuyorsak, kaslarımız otomatik bir şekilde gerilir, kalp ritmimiz hızlanır, gözbebeklerimiz büyür. Bir tehlike karşısında ne yapılması gerekiyorsa bütün düzenlemeler otomatik bir şekilde gerçekleştirilir. Bilinçli düşünen aklımıza iş bırakılmaz, fazlaca yük yüklenmez. Bilinçli olmayan beynimiz yönetimi devralmış ve yapılması gereken ne varsa yapmaktadır o zaman. Ancak bazen ortada acil bir durum yoktur. Endişe edilen şey bir yıl sonra olabilecek olası bir sonuçtur. Savaşmaya hazırlandığımız tehlike karşımızda değil zihnimizde ve hayali bir tehdittir.

Ortada bir tehdit olmasa da bilinçli aklımız, beynimizin bu derin kısmına söz geçiremez ve bu semptomlar yaşanır durur. İşte o zaman bu tehdit algısının kendisi bir tehdit olur. İşte o zaman tehlikenin kendisi bu otomatik işleyen ve sözümüzü geçiremediğimiz mekanizmamız olur.

Evet, böyle bir durumda bu hatalı davranış kalıplarımızın yanlış öğrenmelerimizden, kaynaklandığını ve bu hatalı inançlarımızı nasıl geliştirdiğimizi bilmek ’de bir işe yaramaz. Elbet farkındalık bir adımdır. Ancak tüm bunların farkında olsak da bu döngü tekrarlanıp durur. Değişim için biliyor olmanın yetmediğini görürüz. Artık ihtiyacımız olan şey bunu nasıl durduracağımızı bilmektir. Bu otomatik şartlanmayı nasıl değiştirebileceğimiz, bu hatalı inanç kalıplarını nasıl kıracağımızı. Nasıl değişeceğimizi ve iyileşeceğimizi bilmek önemlidir.

Klinik Psk. Dr. Mustafa Gürsoy 

e-mail: gursooy@gmail.com 


Odaklanmanın Psikolojik Mekanizmaları