10 Nisan 2019 Çarşamba

Araştırmama Katılımcı Olma Daveti


Merhaba, 

İstanbul Arel Üniversitesi Klinik Psikoloji programında yürüttüğüm doktora tezimde kaygı 'ya yönelik bir araştırma yapmaktayım. Paylaştığım linkteki ölçekleri doldurarak araştırmama katılımınızdan memnuniyet duyacağım. 


  Araştırmanın Başlığı 

Klinik Olan ve Klinik Olmayan Yetişkin Örneklemlerinde 

Ebeveynlik Biçimi Alanları ve Kaygı İlişkisinde 

Erken Dönem Uyumsuz Şema Alanlarının Aracılık Rolleri  


Bu Araştırmanın Önemi? 
Bu araştırmanın sonuçlarının, hem şema kuramına, hem bilimsel literatüre, hem klinik pratiğe ve dolayısı ile hasta popülasyonuna yeni katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.  
    Ölçeklerin doldurulması hızınıza bağlı olarak 30-40 dakika arası zaman alabiliyor.
    Ölçekler doldurulmaya başlandıktan sonra tamamlanmadan siteden çıkılırsa girilen bilgiler kaybolmaktadır. Kaybolmaması için başladıktan sonra bitirilerek gönder butonuna basılmalıdır. Bu nedenle ölçekleri vaktinizin olduğu bir zaman diliminde doldurmayana başlamanız daha uygun olacaktır.
    Bu araştırmaya katılarak bilimsel bir çalışmaya destek oluyorsunuz.

    Katkılarınız için teşekkür ederim.

    Araştırmaya Katılmak İçin Tıklayınız.



20 Ocak 2019 Pazar

Tez Yazmanın Önündeki Engeller

Yazmak benim için adeta terapötik bir aktivite. Ama söz konusu yazı tez veya makale olduğunda bazen tutukluk yaşayabiliyor insan. Bu yazıda bir ara yaşadığım böylesi bir engel için işe yarayabilecek çözümleri sizlerle paylaşmak istedim.


25 Ekim 2018 Perşembe

Endişe











Endişeler Üzerine Bir Çalışma

Şimdi kısa bir rahatlama çalışması yapacağız ve ardından asıl çalışmamıza geçeceğiz.

Bulunduğun yerde bir süreliğine hiçbir şey yapmadan sadece nefesine odaklan… Bırak düşünceler zihninden akıp geçsin. Eğer herhangi bir düşünceye takılırsan, sadece yeniden nefesine dön. Nefesini izle: burnundan giren havanın serinliğini, ciğerlerinin havayla doluşunu ve çıkan havanın ılıklığını fark et. Kendini nefesinin doğal akışını izlemeye bırak; nefeslerin yumuşasın, bedenin sakinleşsin. Hazır hissettiğinde çalışmamıza başlayabiliriz.

Hayatta öngöremediğim, yeni veya belirsiz gelişmeler yaşandığında endişemin tetiklendiğini biliyorum. Ancak artık bu endişeli yanımı anlamayı ve bu durumları bilinçli bir şekilde, daha gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirmeyi seçiyorum.

26 Eylül 2018 Çarşamba

Otomatik Davranış Kalıpları

Hepimiz geçmişte birçok şey öğrendik. Bu gün farkında bile olmadığımız birçok inançlar edindik. Yaşadıklarımız, deneyimlerimiz bu öğrendiklerimizi pekiştirdi. Sonunda zihnimizin bilinçli farkındalığımızın dışında olan bir kısmı benzer olaylarda nasıl hareket etmemiz gerektiğine ilişkin otomatik davranış kalıpları geliştirdi. Bunlar o zamanlar için doğruydu. İşe yarayan şeylerdi. Geçerliydi. Bizde aldık bu inancı genelleştirdik. Çünkü insan zihni böyle çalışır. Öğrenmek böyle bir şeydir. Zihin bir sonuç çıkarttığında bunu bütün benzer durumlar için genelleştirir.

Örneğin endişe etmek bunlardan biriydi. Çünkü tedbir almak iyi bir şeydi. Kötü bir sonuç ile yüzleşmemek için tetikte olmak, olası kötü sonuçları baştan düşünmek ve bunlara çözüm bulmak işe yarar bir yol ve yöntemdi. Bunu denedik sonuçlar iyiydi. Bizde endişeli olmayı, kötümserliği, olası en kötü ihtimale odaklanmayı öğrendik. Hem de öyle bir öğrendik ki artık bu öyle kolayca değiştirilebilecek, göz ardı edilebilecek bir şey değildi. Bir tehlike algılıyorsak abartılı bir şekilde buna odaklanmalı ve zihnimizde olası senaryoları hemen oynatmaya başlamalıydık. Zaten endişe, zihnin, hayal kuran parçasının beklenilen tehlike ile başa çıkma alternatiflerinin hayalde senaryolanmasıdır. Tekrar be tekrar. Ta ki tehlikenin savuşturulabildiği bir çözüm bulana kadar.

Algıladığımız tehlike ne olursa olsun, bu otomatik tepkiler bizim yararımızaydı. Bunun yararımıza olduğunu kabul etmiştik. Sonuçta bu başa çıkma yöntemleri farkında bile olmadığımız otomatik olarak sergilenen, kontrol edilemeyen davranışlar sergilememize neden olmaya başladı.

Her insan öğrenme potansiyeline sahiptir. Bizler öyle canlılarız. İşimize yarayan bir öğrenme, bir davranış, bir savunma sistemi tekrarlanarak bizi kolayca şartlar. Zihnimizin otomatik çalışan kısımları bu şekilde eğitilmiş olur. Bilinçdışımız her şeyi otomatiğe almayı sever. Bu onun çalışma yöntemidir. Nefes alıp vermemizi, kalp atışımızı, sindirim faaliyetlerimizi, kan dolaşımımızı, reflekslerimizi, terlememizi, uykumuzu vs. daha birçok fonksiyonumuzu otomatik bir şekilde kontrol eder, yönetir. Böylece bize fazla iş yükü düşmez. Böylece biz her seferinde, hangi durumda ne yapmamız gerektiğini fazlaca düşünmeden problemlerimiz çözülür.

Bunu da duygularımızı aracılığı ile yapar. Korkuyorsak, kaslarımız otomatik bir şekilde gerilir, kalp ritmimiz hızlanır, gözbebeklerimiz büyür. Bir tehlike karşısında ne yapılması gerekiyorsa bütün düzenlemeler otomatik bir şekilde gerçekleştirilir. Bilinçli düşünen aklımıza iş bırakılmaz, fazlaca yük yüklenmez. Bilinçli olmayan beynimiz yönetimi devralmış ve yapılması gereken ne varsa yapmaktadır o zaman. Ancak bazen ortada acil bir durum yoktur. Endişe edilen şey bir yıl sonra olabilecek olası bir sonuçtur. Savaşmaya hazırlandığımız tehlike karşımızda değil zihnimizde ve hayali bir tehdittir.

Ortada bir tehdit olmasa da bilinçli aklımız, beynimizin bu derin kısmına söz geçiremez ve bu semptomlar yaşanır durur. İşte o zaman bu tehdit algısının kendisi bir tehdit olur. İşte o zaman tehlikenin kendisi bu otomatik işleyen ve sözümüzü geçiremediğimiz mekanizmamız olur.

Evet, böyle bir durumda bu hatalı davranış kalıplarımızın yanlış öğrenmelerimizden, kaynaklandığını ve bu hatalı inançlarımızı nasıl geliştirdiğimizi bilmek ’de bir işe yaramaz. Elbet farkındalık bir adımdır. Ancak tüm bunların farkında olsak da bu döngü tekrarlanıp durur. Değişim için biliyor olmanın yetmediğini görürüz. Artık ihtiyacımız olan şey bunu nasıl durduracağımızı bilmektir. Bu otomatik şartlanmayı nasıl değiştirebileceğimiz, bu hatalı inanç kalıplarını nasıl kıracağımızı. Nasıl değişeceğimizi ve iyileşeceğimizi bilmek önemlidir.

Klinik Psk. Dr. Mustafa Gürsoy 

e-mail: gursooy@gmail.com 


18 Ağustos 2018 Cumartesi

Hatalı Eşitlikler; Değerliysem Güvendeyim


Hatalı eşitlikler geçmişin yaşam deneyimleri içinde kurulur ve değişmediği sürece insanların tüm yaşamını etkilemeye devam eder. Örneğin basit bir fobi bir köpeğin, kedinin, horozun ya da örümceğin vs. tehlike ile eşitlenmesiyle oluşur. Kişiyi 4 yaşındayken bir horoz gagalamıştır veya kovalamıştır, bu kişi şu anda 30 yaşında bir yetişkindir ancak hayatta korktuğu tek hayvan hala horozdur. İnsanların kendini algısında ve diğerleri ile ilişkisinde bu hatalı eşitliklerin nasıl rol oynayabileceğini düşündüm biraz. 

İnsan davranışlarını motive eden temel inançların en önemlilerinden birisi kişinin kendisiyle ilgili değer algısı. Bu görüş bilimsel olarak da kuram ve araştırmalarla destekleniyor. Ancak bu gün bir soru sordum kendime. İnsanın değer arayışını bu kadar önemli yapan şey ne olabilir diye. 

Sonra birkaç yıl önce depresif şikayetleri olan bir danışanımla çalışırken yaptığımız konuşmalar geldi aklıma. Kıymetim bilinmeli diyordu. Çocuklarım, eşim ve annem kıymetimi bilmeli. Kıymeti bilinmediği için öfkeleniyordu. “Kıymet” tüm davranış ve ilişkilerine yön veren bir konumdaydı. Sözünün dinlenmesi kendine verilen kıymetle ilişkiliydi örneğin. Beklentilerinin karşılanmaması kendine kıymet verilmemesi anlamındaydı. 

Bu kıymet konusunun biraz daha derinine inince aslında kıym
etli olmanın niçin bu kadar önemli olduğu da ortaya çıktı. Kıymetli olmak, sahip çıkılmak, yalnız kalmamak, insanın arkasında  birilerinin olması dolayısı ile muhtaç kalmamak demekti. Muhtaç kalmak ise birilerinden bir şey istemek zorunda kalmaktı. Bu kişi kendi annesi ve eşi dahi olsa birilerine muhtaç kalmak gerçekten dayanılamayacak bir şeydi. Bu eşitlik çocuklukta anne ile ilişkisindeki deneyimlerle kurulmuş ve yıllar içinde pekiştirilmişti. 


Bana sahip çıkacak kadar bir kıymet verenim yok. Bu yüzden muhtaç durumda kalabilirim. Eğer çok çalışır ve güçlü olursam kendi kendime yetebilir ve kimseye muhtaç kalmam. Ancak yıllar boyu bu düşüncelerle aşırı çalışma, dinlenmeye, kendine ve keyif veren aktivitelere zaman ayıramama onu depresyona sürüklemişti. 

Bu danışanımın inanç yapısının getirdiği çağrışımlar, (değerli olma = güvende olma) eşitliğini tekrar düşünmeme yol açtı. Bazıları için değerli olma çabası aslında daha temelde güvende olma çabası olabilir mi? 

Öyle görünmüyor mu sizce de eğer değerli (kıymetli) olursam güvende olurum. Bir şey kıymetli ise doğal olarak ona sahip çıkılır, gözetilir, kollanır. Kimse değer verdiği bir şeyi ortada tek başına bırakmaz. Kimse kıymet verdiği bir şeyi kaybetmek istemez. 

Buradan asıl üzerinde düşündüğüm noktaya geldim. O'da şuydu. İnsan ilişkilerinde değerli hissetmek ya da değersiz hissetmemek için girişilen onay, sevgi, kabul, beğeni ve takdir arayıcılığı, narsisistik bir ihtiyacın ötesinde kendini güvende hissetmeme kaygısının motivasyonu olabilir miydi? 

Çünkü kişi diğerlerinin onayını, kabulünü, sevgisini, takdirini, beğenisini alabilirse sadece kendini değerli hissetmeyecek, aynı zamanda kendini güvende hissedecektir. Yine eleştiri, ilgisizlik, sevgisizlik, beğenisizlik, önem ve dikkatin azlığı narsisistik kırılganlıkların ötesinde kişi için kendine yeterince kıymet verilmediğinin dolayısı ile güvende de olmadığının işaretleri olarak algılanabilir.

Konuya böyle bakınca kişinin temelde güvende olma ihtiyacına paralel giden değerli olma ve değersizlikten kaçınma girişimlerini sadece narsisistik bir değersizlikten kaçınmayla açıklamaya çalışmak yeterli olmayacaktır. Basitçe güvende olma kaygısı da yazının başında da bahsettiğim horoz fobisinde kurulan hatalı eşitlikten biraz daha karmaşık bir şekil alarak (değerliysem=güvendeyim) şeklinde narsisistik başa çıkmalara benzer davranış biçimlerini üretebilir.

Örneğin; Eğer kusursuz, eksiksiz işler ortaya koyabilirsem değerli ve dolayısı ile güvende olurum. Eğer benim için önemli diğerleri ile ilişkilerimi iyi tutarsam kıymetli ve dolayısı ile güvende olurum gibi. 

Yine kabul ve onay alabilmek için ortalamanın üstüne çıkarak diğerlerinden farklılaşma çabaları da daha temelde güvende olmanın bir aracı olarak da değerlendirilebilir. 

Kıymet göreceli olduğu için kişi sıklıkla kendini diğerleri ile kıyaslayabilir. Bu tipik narsisistik bir davranış olan, altta mıyım üstte mi düşüncelerinden ve bunun yansımalarından farklı bir kıyaslamadır. Asıl aranan güvende olsa güvenin ön şartı değer olarak görüldüğü sürece, başarıda, beceride vs. diğerlerinden altta olmak bir tehdit olarak algılanacaktır. 

Sonuçta davranışlar, güvenliği riske atmama üzerine şekillenir. Kişi olumsuz geri bildirim almamak için ne gerekiyorsa yapmaya çalışır.

Sonuç; Bu yazıda değerli olma çabasının arkasında güvende olma ihtiyacının yatabileceğine ve yanı sıra narsisistik kaygılar ile güvende olma kaygısındaki paralel davranışlara dikkat çekilmiştir. 

Bu yazı akademik bir yazı değildir, bu sabaha çalışmaktan kaçınan zihnimin bulduğu bir meşguliyetin bir ürünüdür.  



Odaklanmanın Psikolojik Mekanizmaları