İnsanın olduğu şey ne ise o olamaması temelde kendini kabulsüzlükle ilişkili görünüyor. Kendini kabulsüzlüğün ise iki temel olumsuz sonucu var. İlki ilişkiyi bozması, diğerleri ile olan ilişkiyi ve öncelikle kişinin kendisi ile olan ilişkisini. İkincisi süregiden ve başa çıkmakta zorlanılan bir sıkıntı üretmesi. Kişinin yeterince iyi ve beklenilen ideal olamama korkusu arttıkça sıkıntı hisleri artıyor, kendini kabul düzeyi arttıkça rahatlık ve iyilik hisleri de artış gösteriyor.
Gerçek
kendiliğimizle var olabilmek önce bir farkındalık sonra da bir seçimdir. Kendin olmak, olduğumuz şey her ne ise o olmayı tercih etmek, gerçek kendimizi görme iznini kendimize vermek ve kendimize karşı dürüst olmaktır.
Evet, yaşam
boyu ısrarlı ve istikrarlı bir şekilde bize sunulan veya modelleyerek
bizim kendimize dayattığımız ideal şablonlara uyulması beklentisi karşısında
insanın kendisi olabilmesi bir çaba ister. Her ne kadar bu idealler, "bir
mükemmellik ve tamlık" varsayılsa bile gerçekte çoğu kez arızalıdır.
Arızalıdır çünkü öncekilerin ve diğerlerinin hastalıklarını, korkularını ve tüm çarpıklıklarını
bünyesinde taşır.
Kendin
olmak, bir kere olan biten bir şeyde değil, her gün yeni baştan başlayan bir
süreçtir. Bu her gün beklenilen kişi olmak yerine gerçekte olunan kişi olmayı
seçmektir. Her gün sayısız tercih, karar ve davranışta, kendi
otomatizmimizi kırıp bunları bilinçli modla sergileyebilmektir.
Gerçekte birçok otomatik davranış kaçışların ve kaçınmaların sığınaklarıdır. Bilinçli moda
geçmek demek tüm yaşam boyunca kaçılıp durulan şeylerle yüzleşme cesaretini
gösterebilmek demektir.
Diğerleri
ile ilişkide gerçek kendiliğin sergilenmesinde belki gerçekçi kaygıların bir payı
olabilir. Ancak kişinin kendisiyle ilişkisinde kendini kendinden gizlemesi kendine karşı dürüst olmamaktan başka nasıl açıklanabilir ki! Dürüst olmanın zorluğu bu işin cesaret istemesindendir, çünkü kendilikten ve olunan şeyden duyulan bir şüphe vardır. Bu şüphe utanca, utançta
içteki gerçek benle yüzleşmede geri adıma neden olur.
Her geri
adımda kişi beklentili tarafının istediği gibi olur. Her geri adımda kendinden biraz daha uzaklaşır. Gerçekte ise insanın
kendinden bekledikleri geçmişte veya halen ondan beklenilenlerdir. Bu beklentilerin karşılanamayacağı korkusu utanç üretir. Kaçılan şey utançtır. Bu yüzden
gerçek kendin olabilmek bu yersiz utancı alt etmek demektir.
Gerçek
kendin olmak, beklentileri karşılama çabalarına, mükemmel ideal olma çabalarına bir son verip, hata yapabilmek, kusurlu
olabilmek, eksiklerinin olması ancak tüm bunlara rağmen yine de insan olmanın zaten böyle bir şey olduğunun farkındalığıyla, iyi hissetmek, yine de rahat olabilmek demektir.
Ve sen o beklentileri karşılayamadığında, içerden bir ses
seni eleştirmeye, suçlamaya, değerlendirmeye, kıyaslamaya, utandırmaya
başladığında ona karşı; evet, yapamadım, olamadım, ben tam olarak buyum, eksik, kusurlu ve mükemmel
olmayanım, insan olmak demek zaten doğası gereği böyle eksik ve tam olmayan demek, olamadıysa, olamadımsa canım sağ olsun, zorlamanın dayatmanın bir anlamı yok, sadece insan olduğum için ne korkmanın ne de utanmanın bir gereği yok diyebilmektir.
Şimdiye kadar bunu fark edemediysem, muhtemelen standartları kapasitemi aşan planlar yapmış gerçekleşmeyince de kendimi suçlamışımdır. Ulaşılamayan standartlar hayal kırıklığı yaşatır. Ve çoğu zamanda bu gerçekçi olmayan standartları kendime niye dayattığımı sormak aklıma gelmemiştir. Niye zorundayım? Kendimden beklentilerim niye tam olmak zorunda? Niye kısmen yaptığım şeyleri sanki hiç yapamamışım gibi hissediyorum? Niye esnek olamıyorum? Beklentiler gerçekçi ve sürdürülebilir değilse niye hala kendimi sıkıştırıp duruyorum?Evet, o zaman o beklentili tarafa sesleniyorum. Olduğum şey ne yetersizlik, ne çaresizlik ne de değersizlik. Eğer beni korkuttuğun şey bunlara maruz bırakmaksa, o zaman evet ben buyum ve her zamanda buydum. Belki yetersizlik ve çaresizlik için bir derece kolaydır bunu söylemek. Çünkü insanız ve gücümüzün, kapasitemizin ve kontrol alanımızın sınırları var. Ama değersizlik için bu o kadar da kolay değil. Ben değersizim diyebilir misin?
Bunu diyebilmek biraz zor. Çünkü kendin olamamak çaresizlikten daha çok değersizlikle ilişkili gibi görülüyor. Kıymetsiz ve sevilmez olduğuna inanmakla. İncitilmiş, hor görülmüş, aşağılanmış tarafla. Olduğundan farklı bir şey olmak işte bu değersizlik hisleriyle başa çıkabilmek için gerekli. Daha yeterli, daha eksiksiz, daha kıymetli, daha önemli, daha anlamlı, daha değerli bir şeye evrilmek, dönüşmek bunun için gerekli. Eğer bu daha'ların olmadığı düşünülüyorsa kendini saklamakta bunun için. Bunlar kendini savunmanın yolları. Kendini savunmazsa incitilmiş taraf korunmamış olacak. Bu yüzden kişi kendini kendinden bile saklayarak korumaya çalışır.
Kendini savunmayı bırakma cesareti gösterebilmek, her neysen o olduğun halde rahat hissetmeni sağlar. Eğer kendin olduğun için rahat hissetmende sorun gören bir tarafın da varsa, işin doğrusu o geçmişte bunu sorun yapanları temsil eden parçandır. Sesler varsa o sesler muhtemelen yaşamında önemli bir yer edinmiş geçmişinden birilerinin sesleridir. Senin yaptığın ise öğrendiğin bu şeyleri kendine karşı sorgulamadan tekrarlayıp durmaktan başka bir şey değildir.
İnsanın
gerçek kendiliği ile var olması bir seçimdir. Bunu seçebiliriz. Fakat bu seçimi
yapabilmek düşünüldüğünden daha zor olabilir. Bu zorluklar:
1. İçimizdeki
beklentili taraf otomatiktir. Farkındalık için özel bir çaba sarf edilmediğinde
kendiliğinden otomatik olarak bu tarafın yörüngesine girilir. Halbuki içerdeki
alışılmış mekanizma değişene kadar sürekli olarak bilinçli bir çaba ile bilinçli seçimler yapmayı sürdürmek gerekir.
2. Başlangıçta alışılmışın
dışına çıkmak korkutucu gelebilir. Alışılmış yol tüm sıkıntılarına rağmen güvenli
görülebilir. Güvensizlik, herhangi bir olumsuz sonuçta kendimizi, olumsuz
değerlendirmekten, eleştirmekten, suçlamaktan kısaca kendi düşüncelerimizden ve
tepkilerimizden korkuyor olmamızdandır.
3. Beklentili
taraf o kadar uzun bir süredir aktiftir ki artık onu kendi benliğimizden ayırt
edebilmek çok zor hale gelmiştir. Kişinin kararlarını gerçekten kendi
ihtiyaçlarına göre kendi aklıyla alabilmesi, kendi özgür iradesi ile var
olabilmesi için kendine karşı dürüstlüğü korumayı sürdürmesi gerekir.
4. Ya hep ya hiç gibi toptancı ve zorundalıkcı yaklaşımlar kendin olmada da hayal kırıklığına
ve kendine dönüşümde saboteye neden olabilir. Kendin olma yolunda ilerleme, bir
zorundalık olmadan, bütünün tamamında birden kendin olma gayretine girmeden,
her gün biraz biraz ilerlemelerden hoşnutluk içinde yine kendini destekleyici
bir tutumla olur.
Evet, tüm bu
farkındalıklardan sonra son söz olarak şunu kendimize söyleyebiliriz; tüm kabulsüzlüklerime rağmen, kendimde
beğenmediğim yönlerime rağmen, eksiklerime, kusurlarıma, hatalarıma rağmen,
beceriksizliklerime, yetersizliklerime, başarısızlıklarıma rağmen, kendimden
beklediğim o yüksek performansları bir türlü gösteremememe rağmen, benden
beklenilen gibi olamamama rağmen, kendimden beklediğim gibi olamamama rağmen, mükemmel
olamamama rağmen her ne kadar yapabiliyorsam yapabildiğim kadarıyla ve her ne
isem olduğum kadarıyla kendimi olduğum gibi onaylıyor ve kabul ediyorum.
Klinik Psikolog Dr. Mustafa Gürsoy
Klinik Psikolog Dr. Mustafa Gürsoy
E-mail: gursooy@gmail.com





