Bir çok psikolojik sorunun temelinde basitçe razı olamamak yatar.
Olana, olduğun şeye, olamadığına, yaptığına, yapamadığına razı olamamak.
Daha temelde ise memnuniyetsizlik duyulan şey kişinin kendi varlığıdır.
Benlik, ego, kendilik her ne diyorsanız budur onaylanmayan.
Burada bir kabulsüzlük olduğunda zihnin imgesindeki ideal ben farklıdır.
Beklentiler ancak ideal benlikte karşılanır.
Halbuki beklentiler öğrenilen şeylerdir.
Örneğin, ancak başarılı olduğunda kabul gören bir çocuk, kabul için varlığının yetmediğini öğrenir.
Zaten bir çocuk ayırt edemez varlığını davranışından.
Sorgulayamaz bunu...
Ona yetersiz, başarısız, değersiz hissettirildiğinde öyle olduğuna inanır.
Bazen de tek bir deneyimle öğrenir bunu.
Öğrenir ve bir etiket gibi kabul eder, taşır ve geneller tüm yaşamına.
Sonra da bu hisle başa çıkabilme yolları geliştirir.
Evet yetersizdir ama eğer şöyle yaparsa bunu hissetmeyecektir.
Bunu da öğrenir.
Artık bölünmüştür benlik yapısı.
Yetersiz, başarısız veya değersiz ben ve kabul edilebilir ben şeklinde.
Sonra da yolculuğuna bir çok ben ile devam eder.
Bundan sonra artık ne yapsa yetmeyecektir.
Ne standartlar, ne de cezalar bitmeyecektir.
Kimse ona ceza vermese de tatminsizlikler, suçluluk hisleri artık ceza kötü hissetmek olmuştur...
İnsanca yaşamı kendisinden esirgemek olmuştur.
Böylesi gerçekten zor bir yaşamdır.
Halbuki kendini kabulsüzlüğün sonuçları olur yaşamımızda!
Varlığına tahammül edilemeyen bir kendilik ile nasıl yaşar ki insan!
Sonra nasıl yansır bu memnuniyetsizlik çevreye.
Kendiyle kavgalı iç barıştan uzak
Böyle yapmakla nasıl bir kötülükte bulunmuş olur yakınlarına.
Halbuki insanın en değerli hediyesi çevresine
Kendinden memnun bir insan olabilmesidir.
Kendini olduğu gibi kabul edebilmesi.
Kusursuzluğu, hatasızlığı ön koşul olarak koymadan
İnsan olmayı yeterli bulabilmesi.
Bazen de kendimizi davranışlarımızla eşitleriz fakat;
Gerçekte biz davranışlarımızda değiliz.
Hele hele, tek bir davranışımız hiç değiliz.
Tamam sorumluluğu üstümüzden atmayalım ama, bir davranışında takılı kalan bir insan da fark edebilir mi gerçek kendini?
Hele hele, tek bir davranışımız hiç değiliz.
Tamam sorumluluğu üstümüzden atmayalım ama, bir davranışında takılı kalan bir insan da fark edebilir mi gerçek kendini?
Üstelik psikolojik bir örüntünün varlığını belirleyen şey nitelik değil niceliktir.
Bir şeyin çokluğu, sıklığı, yoğunluğu, yaygınlığı...
Bu yüzden tek bir davranışla kendini eşitlemeden...
Yaptığın şey hatalıydı, kusurluydu demek,
Daha sağlıklı bir değerlendirmedir ben kötüyüm demekten...
Bu yüzden kötü bir davranışı tüm benliğe bulaştırmaya gerek yok...
Bir davranıştan dolayı bütün bir varlığını kötülemeye...
İnsansak hata da yapabilir, kusur da işleyebiliriz.
Ancak buna rağmen, davranışımızı varlığımızdan ayırabildiğimizde
Kusurluluğumuza rağmen kendimizi kabul edebilme yürekliliği gösterebildiğimizde,
Yanlışlarımızı da düzeltme gücü bulabilir
Gereksiz suçluluk ve pişmanlıklar yerine
İyi tarafımızla iyi bir şeyler yapabiliriz.
Bazen de kendimizi başımıza gelen bir şeyle değerlendiririz.
Evet, başına gelen bir şey ile ilgili de kötü hissedebilirsin, ancak bu da senin benliğini kötü kılmaz.
Çünkü izin vermediğin hiçbir şey dokunamaz senin özüne.
Öz benlik yargılanamaz olan bitenle...
Değerlendirilip ölçülemez bir diğerinin hareketleriyle...
Bir aldanışta kabulü sahip olduklarımıza bağlamak olur.
Gerçekte ise kabul için bu da gerekmez.
İnsan düşüncelerinin, duygularının, hislerinin, davranışlarının ötesinde bir yerdeyse nasıl sahip oldukları olabilir ki!
Ruhu kendine bedeninden, niyeti düşüncelerinden, farkındalığı bilincinden yakın iken daha ötede bir şeyleri ifade eden sahiplikle kabul nasıl aranabilir ki!
Bir meslek, bir yetenek, bir başarı, para, yetki vs. ne denli ifade edebilir bizi.
Para, başarı, yetenek vs. gibi kabuk ve etiketler sizin insan değerinizi değil, sadece toplumun size biçtiği değeri artırabilir.
Ya da kabul yanılgısı sahip olmadığımız ama ait olduğumuz şeyler de olabilir.
Bir aileye, bir cinsiyete, bir kültüre aitlikte olduğu gibi.
Bunlardan bazıları ile kendimizi özdeşleştirdiğimiz zamanlar olabilir.
Gerçekte ise bunların hiçbiri değiliz.
Bunların hepsi benliğin etrafına sardığımız şeyler...
Gerçekte ise bunların hiçbiri değiliz.
Bunların hepsi benliğin etrafına sardığımız şeyler...
Ben dediğimiz hiçbir şey sonradan olmaz...
O hep sizinleydi bunların hiçbiri olmadığında da yine sizinle olacak...
İşte “ben” bütün bu kabukları kaldırmadan ulaşamayacağın “o” öz.
İşte bu özüyle herkes birbirine eşit.
Bu özün taşıdığı insan değeri herkeste aynı.
Bu değer ne karşılaştırılabilir ne de bir diğeri ile yarışa koşulabilir.
Gerçek değerinizi ancak kendiniz belirleyebilirsiniz.
Ona saygı duyarak ve kendinizi olduğunuz gibi kabul ederek.
Çünkü o hep vardı, içinizde hiç değişmedi ve yine hep orada olacak...
Değişen ise sadece ona bakışınız…
Değişen ise sadece ona bakışınız…
İşte bu kendinize biçtiğiniz değer; benlik değeri.
Hissettiğiniz değerlilik hissi.
Ve bu hep sizinle kalacak...
Bunu kazanamazsınız başka bir yol ile.
Bunu kanıtlamanıza da gerek yok kimseye...
İhtiyacınız olan sadece onu fark etmek ve kabul etmek...
Bir de durumlara bağladığımız kabul vardır.
Başarı, bilgi, beceri veya pratiğe bağlı bir şeydir.
Dolayısı ile başarısızlık da kişinin değil bunlardan birisinin yetersizliğidir.
Onun için en baştan ayrılmalı bu ikisi bir diğerinden
Hatırlamalı insan farklı bir şey olduğunu bilgi veya becerisinden.
Sonra başarı denilen şeyin çıtası sübjektif bir şey değil mi?
İster siz koymuş olun bunu isterse bir başkası...
İyi olmak denilen şey sadece bir beklenti değil mi?
Öyleyse niçin bunu bekleyesiniz kendinizden...
Ne olur ki bazen buna da hoş geldin diyebilseniz.
Değeriniz sıfırlanıp hayat son mu bulur?
Yoksa kabulün önündeki bir şart daha kalkmış mı olur?
Kabul için şunu diyebilmeliyiz kendimize;
İnsanlar beni onaylasalar da onaylamasalar da...
Sadece insan olduğum için değerliyim...
Bu dünyada benden sadece bir tane olduğu için...
Ve değerimi kimseye de kanıtlamak zorunda da değilim..
Kendimizi koşulsuz kabul, insan olmamıza yardım eder.
Ruhu boyunduruklardan kurtarır.
Gelişimin ve değişiminde kapısını açar.
Kendimizi koşulsuz kabulden sonra, değiştirmek istediğimiz yönlerimizi değiştirmek de bizim elimizdedir...
Kendimizi kabul bize bu gücü verir.
Kendini koşulsuz kabul et.
Dr. Mustafa Gürsoy
Dr. Mustafa Gürsoy
e-mail: gursooy@gmail.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder