Hepimiz hem kendimizden hem de hayattan beklentilere sahibiz.
Hayaller… Umutlar... hedefler…
Bir yandan bunları isteriz öte yandan ulaşamama korkusunu da içimizde taşırız.
Bir an gelir bunlara ulaşmaya dair ümitler biraz kırılır içimizde… süpheleler büyür… Kendimize karşı olan eminliğimiz azalır…
Aslında biraz kaygı iyidir, motive eder bizi biraz şüphe harekete geçirir. Donanımımızı artırmamızı sağlar.
Ama şüphe, yeni yeni nedenler sunmaya başladıkça ve zihinde de ya yapamaz isem, ya olmaz ise, ya bu sefer gerçekleşmez ise şeklindeki düşünceler sıklaştıkça ibre olumsuza doğru kaymaya başlar ve artık başarısızlık korkusunun etkisine girmişiz demektir. Bu durum aşılamayıp karamsar düşünceler umutsuzluk ve çaresizlik boyutuna vardığında ise işte orada çöker kalır ve bir adım dahi ileri gidemeyiz.
Evet denemişizdir olmamıştır. Bir daha ve bir kez daha yine olmamıştır. Sonunda umutsuzluğun kara bulutları zihnimizi sarmaya başlar. Sonra bedenimiz olumsuz hisler tarafından ele geçirilir. Sonra stop ederiz. Artık ilerlemek gerçekten büyük çabalar gerektirir.
İşte burada yeniden toparlanıp ayağa kalkmak gerekir yola devam için.
Verilen bunca emek, bunca çaba, bunca zaman, vazgeçmeyi göze alamayacak kadar büyük olabilir. Evet, vazgeçemeyiz hedefimizden, geri dönüş için son çıkışı çoktan geçmişizdir, böyle bir şık yoktur ama aynı zamanda ilerleyemiyoruzdur da. Peki, ne olacak böyle bir durumda. Ne olacak geri dönüşü olmayan bir yolun ortasında çakılıp kaldığında.
Aslında tam da burada kendimize söylememiz gereken şudur; “Elimden gelenin en iyisini yaptıktan sonra her ne olursa olsun ulaştığım bu sonucu da kabul ediyor ve yine de iyi hissetmeyi seçiyorum…..” Seçeriz seçmesine de bu iş o kadar da basit değil. Sözde değil özde olmalıdır bu. Henüz hedefine varamamış olmana rağmen, çabalarına rağmen, belirsizliklere rağmen gelebildiğin noktayı, hedefine ulaşamamış olmayı ve hatta şimdi yapacağın denemede de yine ulaşamamayı kabul edebiliyor musun?
Söylemek kolay da gerçekten kabul edebilmek paradoksu anlamayı gerektiriyor.
Uçurumun kenarından düşerken bir dala tutunmuş birisine; kendini uçuruma bırak, bıraktığında korkuların bitecek, kendine verdiğin bu eziyet sona erecek, aşağıda senin için bir kurtarma çadırı açtılar, buradan göremiyorsun ama içi hava dolu o çadırın üstüne düşeceksin. Biraz sarsılsan bile bir şey olmayacak, güvendesin, sonunda ölüm yok denildiğinde kişinin yaşayacağı güven sorununa benziyor bu durum.
Evet, bu durum kabul edebilmeyi…
Riski göze alabilmeyi…
Güvenebilmeyi…
Ve yaşanan korkuya rağmen adım atabilmeyi gerektiriyor.
Öyle çok da kolay değil, değil mi?
Hâlbuki mevcut durumunda hiç de iyi hissetmiyor. Sıkıntı içinde sıkı sıkıya tutunduğu dal ise her geçen dakika gücünü biraz daha emiyor.
Yola devam edebilme iyi hissetmeye bağlı, iyi hissetmek ise kabule. Hem de gerçek bir kabule. Korkuyu yenip cesaretle kendimizi uçuruma bırakabilmemize.
Paradoksun aşılma eşiği ve işin püf noktası da burası.
Bu nokta korkunun yönetiminden çıkıp tekrar bilinçli akıl ile değerlendirmelere başladığımız döngünün kırılma noktası.
Ve ancak gerçek bir kabulden sonra yapılacak değerlendirmeler işe yarar.
İşte o zaman belki kendine şunları diyebilirsin:
Bu başarısızlığımdan öğrendiğim şeyler oldu. Evet, şu ana kadar elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışmama rağmen sonuca ulaşamadıysam eksik olan başka bir şeyler daha var. Bunları fark etme iznini kendime veriyorum diyebilmemiz.
Evet, çaba gösterdik zamanımızı verdik ama hala eksik olan bir şey olabilir… Belki eksik olan yöntemdi, belki kendimizi daha iyi organize etmemiz gerekiyordu. Belki beklentimiz gerçekçi değildi, belki bu hedef böyle bir zaman içinde ulaşılabilir ve yapılabilir değildi, evet ihtiyacımız olan şey belki de biraz daha zaman… .
Yaşadığımız farkındalık ne olursa olsun. Bu başarısızlığın bize gösterdiği yolu fark ederek önümüzdeki süreçte gerekirse yeniden başarısız olabilmeyi de şimdiden göze alarak yolumuza devam edebilmemiz gerekiyor.
Ama bu sefer yolda olmanın keyfini çıkararak, süreçten de keyif alarak, ulaşmak istediğimiz hedefe doğru attığımız her adımdaki başarıyı görüp kendimizi tebrik ederek… ve en iyi tarafı da iyi hissederek.
Başarısız olmayı göze alamadığımız sürece başarılı olma ihtimalimiz zaten yok.
Psk. Dr. Mustafa Gürsoy
Psk. Dr. Mustafa Gürsoy

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder