Birçok insan duyguları ile fizyolojik hastalıkları arasında bir bağlantı olduğunu fark eder ama bu bağlantıyı nasıl bir mekanizmanın oluşturduğunu bilmeyebilir. İşte bu yazı fizyolojik sorunların oluşumunda duyguların oynadığı rolü bedende hissedilen sıkıntı hissi örneği üzerinden açıklamaya çalışacaktır. Çünkü sıkıntı hissi duygu beden bağlantısına anlaşılır bir örnek oluşturabilir.

Sıkıntı hissi, karın bölgesindeki kas gerginliğinin oluşturduğu basınçtan dolayı, insanı sanki patlayacakmış gibi, göğüs kafesi çevresinde gerilen kasların oluşturduğu basınçtan dolayı bunaltı ve daralma, başta omuz kasları olmak üzere bedendeki bütün kaslardaki kasılmalardan dolayı gerginlik, huzursuzluk şeklinde yaşanır. Sıkıntının şiddetini ise kaslardaki gerginlik düzeyi belirler.
Sıkıntı hissinin geçmesi demek basitçe bu kasların istemsiz bir şekilde gerilmeye son verip kişiyi rahatlatması demektir.
Böyle gergin bir durumdayken omuzlarınıza dikkat edin, omuzlar yukarı boynunuza doğru kalkmıştır. Onları saldığınızda aşağı doğru indiğini görürsünüz ama gerginliğe neden olan duygular devam ediyorsa aşağıda kalmazlar tekrar yavaş yavaş yukarı doğru çekilmeye başlarlar.
Bütün olay aslında bu.
Kasların istemsiz bir şekilde kasılmasının bizim elimizde olmaması.
Bu kasılmaların bedenimizde ki etkilerini ise biz sıkıntı hissi olarak adlandırıyoruz.
Sıkıntı geçmiyor demekle kasların gerginliği devam ediyor demek aslında aynı şey.
Peki sıkıntı hissinin uzamasının anlamı ne?
Bu tehdit algısının devam ediyor olmasından olabilir. Basitçe korku devam ediyordur. Sıkıntı bazen bir içerde bir çatışmanın devam ediyor olmasının işareti olarak yorumlanabilir. Bu çatışma korkan taraf ile adım atmak isteyen taraf arasında yaşanıyor olabilir. Bir kabulsüzlüğün sonucu olabilir. Kabul edilmeyen şey kendi olabilir, yaptığı iş olabilir vs. Harekete geç işareti olabilir. Bir tehdit algılıyorum ve sen gerekeni yapmıyorsun diyen bir parçamızın ürettiği bir his (bedensel duyum) olabilir. Her ne ise bunun bir çok nedeni olabilir. Bunun ortaya çıkarılması psikoterapinin işi. Eğer bir korku var ise bu ortaya çıkartılıp tehdit bertaraf edilmedikçe kişi kendini güvende hissetmez ve sıkıntı yani bedenin tepki vermesi devam eder.
Bu tehdit algısının devam ediyor olmasından olabilir. Basitçe korku devam ediyordur. Sıkıntı bazen bir içerde bir çatışmanın devam ediyor olmasının işareti olarak yorumlanabilir. Bu çatışma korkan taraf ile adım atmak isteyen taraf arasında yaşanıyor olabilir. Bir kabulsüzlüğün sonucu olabilir. Kabul edilmeyen şey kendi olabilir, yaptığı iş olabilir vs. Harekete geç işareti olabilir. Bir tehdit algılıyorum ve sen gerekeni yapmıyorsun diyen bir parçamızın ürettiği bir his (bedensel duyum) olabilir. Her ne ise bunun bir çok nedeni olabilir. Bunun ortaya çıkarılması psikoterapinin işi. Eğer bir korku var ise bu ortaya çıkartılıp tehdit bertaraf edilmedikçe kişi kendini güvende hissetmez ve sıkıntı yani bedenin tepki vermesi devam eder.
Bedenin tehditler karşısında bu şekilde tepki vermesi normal ve doğal ancak problem
bedenin kısa süreli bir tehdit için göstermesi gereken semptomları yeti yitimine yol açacak kadar uzun bir dönem sergilemeye devam etmesinde.
Böyle bir kronikleşme durumunda ne olur?
Bu durum devam ettiğinde anksiyete bozukluklarında gözlendiği gibi psikolojik problemlerin yanısıra fizyolojik problemlerde da ortaya çıkmaya başlar.
Nasıl mı?
Şimdi düşünün beynimizde hipotalamus diye adlandırılan bir kısım var tehlike algılandıkça bu kısım hipofiz bezi denilen bir yere sürekli ileti gönderiyor, oradan salgılanan bir hormon da böbrek üstü bezlerde sürekli stres hormonları salgılanmasına neden oluyor. Sonuçta kaslar geriliyor (Guyton, 1989b:971).
Ben burada örnek olması açısından sadece kas kısmını ele aldım aslında çok daha fazlası oluyor.
Bedendeki bütün sistem tehlike şartlarına göre ayarlanıyor. Tehlike var ve kendini korumak için enerji gerekli.
Bu enerji için kan karın kısmından kollara bacaklara kayıyor. Kalp kan basıncını değiştirebilmek için daha hızlı atmaya başlıyor. Çok korktuğunda kalbi küt küt atanlar bunu deneyimlemişlerdir ve hatırlarlar.
Yanı sıra hani bir insan korktuğunda bunu karnında hisseder sanki orası boşalmış gibi. Çünkü iç organlar ve karın gerçekten boşalır. Buradaki kan ihtiyaç olan beden bölgelerine gider. Çünkü savaşırken veya tehditten kaçarken en fazla ihtiyaç duyulacak organlar kollar ve bacaklardır. Tehlike ancak kollar ve bacaklarla savuşturulabilir. Bütün bu dizayn insanı korumak üzere kurulmuş. Hayatta kalmak üzere tasarlanmış. Örneğin hayati kısımlardan yara alındığında bu kısımda daha az kan olduğundan kan kaybı önlenmiş oluyor böylece.
Yanı sıra hani bir insan korktuğunda bunu karnında hisseder sanki orası boşalmış gibi. Çünkü iç organlar ve karın gerçekten boşalır. Buradaki kan ihtiyaç olan beden bölgelerine gider. Çünkü savaşırken veya tehditten kaçarken en fazla ihtiyaç duyulacak organlar kollar ve bacaklardır. Tehlike ancak kollar ve bacaklarla savuşturulabilir. Bütün bu dizayn insanı korumak üzere kurulmuş. Hayatta kalmak üzere tasarlanmış. Örneğin hayati kısımlardan yara alındığında bu kısımda daha az kan olduğundan kan kaybı önlenmiş oluyor böylece.
Bedende başka neler oluyor?
İşte dediğimiz gibi tehlike varsa enerji lazım. Enerjide aldığımız oksijende bunu sağlamak amacıyla solunum sıklaşıyor. Bu kısa süre için iyi ama öte yandan kasların uzun süreli gerginliği rahat nefes almayı engelliyor. İşte bunalıyorum, daralıyorum denilen nefesin yetmemesi olayı, yani sıkıntı hissini oluşturan durumlardan biri de bu zaten.
Başka?
Sindirim sistemi etkileniyor.
Mesela bağırsaklar peristaltizm olarak adlandırılan dairesel kasılma ve gevşeme dalgaları şeklindeki kas kasılmaları ile hareket ederler.
Bağırsaklar o kadar kasılıyor ki aşırı stres altında ki birisi kan dışkılayabilir.
Kasılmanın şiddetini artık siz düşünün.
Daha?
Ne kaldı ki geriye.
Sinir, dolaşım, sindirim, solunum bütün sistemler normal çalışamaz durumunda.
Bu durum uzun sürdüğünde ise kan basıncı ile ilgili tansiyon vs. sorunları, kabızlık vs sindirim sistemi sorunları, yeterli nefes alamama ile ilgili solunum sorunları ortaya çıkıyor.
Kişi istediği kadar tansiyon, kabızlık vs ilacı alsın. Problemin temelinde kızgınlık korku gibi duyguların sürekli olarak ürüyor olması var. Bu yüzden ilacın çözümü saatlerle kısıtlı tekrar tekrar alması gerek.
Böyle psikolojik temelli bir fizyolojik semptomun ortaya çıktığı durumlarda;
Sorun kişinin kendini güvende görmemesi ile ilgili, sorun korku ve kızgınlık gibi duygular ile ilgili.
Probleme neden olan tehdit algısı gerçek bir tehlike veya değil bu tür durumlarda çözüm psikoterapi desteği ile kolaylaşıyor.
Gecikmeden, aldığınız medikal önlemlerin yanısıra hekiminize de danışarak konunun uzmanı bir psikoterapist ile çalışmaya başlamak bir çözüm olacaktır.
Gerçek ve kalıcı bir iyileşme, korkular ve kızgınlıklar tamamen temizlenip kişi kendini güvende hissettiğinde kendiliğinden gelecektir.
Psk. Dr. Mustafa Gürsoy
Psk. Dr. Mustafa Gürsoy
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder